12 Haziran 2014 Perşembe

                                Merhaba, merhaba ve tekrar merhaba !


 Sanırım çokkk çokkkk uzun zamandır yazmıyorum. Gerçi daha da buraya uğramayabilirdim. Çünkü unutuşum yahu. Nası insanım bazen sevdiğim şeyleri bile unutuyorum. İyki minik Balığım bana hatırlattı.Senin bloğun vardı; yazsana evdesin artık netinde var dedi. Zihnim aydınlandı resmen. Evet benim bir bloğum var ve evet yazabilirim. Ve  yine evet bu tonla sıkıntı ve sinirden bir şekilde uzaklaşabilirim. Gerçi zumba biraz işe yarıyor. Oda ayrı bir hikaye. Kocaman olan totomu bir sağa bir sola oynatmanın bu kadar güç olduğunu bu günlerde yaşıyorum. Nasılda hantalmışım. Bi gün gazetelerde zumba yapan masum köylü öldü diye bi haber falan çıkarsa o kesin benimdir. Allahım ne rezillik. Ama müstahaktır bana yap sıkıntıyı ye nutellayı yahu benim bildiğim insanlar bira göbeği yapar ben nutella göbeği yaptım. Hemide öylebi yapmışım ki erimeye niyeti yok meretin.
Neyse ben söz verdim kendime  bu yaz bi ton şey yapacağım. Yani inşallah yaparım en azından düşünüyorum bi hedefim falan var yani bence bu bile bi başarı.Hatta şimdi aklıma geldi. tamamdır buraya liste çıkarayım. Yazın yapılacaklar, yapılanlar ve üşenilip yapılmayanlar bloğu olsun bi süre. E tabi araya da bi kaç kitap tanıtımı,, alıntısı falan sıkıştırırım e hoş olur yani. Şayet  bi insan evladı okumaya falan kalkarsa canı çok sıkılıp bana ve  kendine bloğa girdiği için lanet etmesin dimi. Tamam ben öyle yapayım. Hadi başlıyım listeye.
    
     YAZIN YAPILACAKAR
1-İngilizce kursuna gidilecek
2-E parayı veriyosam ingilizceyide azbucuk öğrenmem gerekiyor dimi.Yoksak salak derler adama :)
3-İngilizcenin yanında çerez niyetine hafta sonları verilen almanca dersine katılınacak.
4-ALES pıtırcığına çalışılacak. (Çaktırmayın bunu hobi niyetine yapmayı düşünüyorum)
5-Nutella göbeğinden kutulunacak. (ahhh bu çokkk zor çokkk. Höpür höpür yerken düşünmedim tabi bunları)
6-Evde sinir krizine girilmeyecek ( bunu pek evdekilere yansıtmıyorum sanırım çığlıklarımı bizim çiftliğin köpekleri dinliyor. Yazık valla hayvancıklara)
7-Biraz sosyalleşilecek (Balığıma dedim biz multiasosyaliz. Yeter az insan içine çıkmak lazım )
8-Kİtap okunacak yazmak istiyor canım ama onu zaten yapıyorum. Neyse yazmış olayım
9-Bu şıkta bırakmayı düşünüyordum ama yeni aklıma geldi bide antropoloji bakmak istiyorum biraz. E nede olsa yan dal yapmaya niyetlendik. Bi içine dalmak lazım.
 Şimdilik aklıma gelenler bu kadar daha da olursa ekleme yaparım.

Özlemişim valla yazı yazmayı .Gerçi günlüğüme de yazıyorum ama bu daha bi seri işliyor.
Gecenin 3'ünde bunları buraya yazdığım için sanırım bi mutlu oldum :) Şimdide gideyim.
Hadi gittim >:)

21 Kasım 2013 Perşembe

                                                                  MUZ SESLERİ
...
Esmer, zayıfça, sıcak ve kıvırcık.Baksan bir şeye benzetemezsin.
Ta ki sana bakacak.
Gözünün içine.
Seni çok seviyormuş gibi, kimsenin sevmediği gibi.
Hep seni beklemiş gibi, her şeyi anlatacakmış gibi, her şeyini verecekmiş gibi,
 sonrası yokmuş gibi, 
umurunda değilmiş gibi, dertli dertli bakacak sana...
'İçimde böyle bir yer  mi varmış?' dersin, oralarına kadar değer.
Çözülmeni bekler.
Görmek için nasıl soyunduğunu.
Koltuk altlarına kadar sevmek için seni.Oralarına kadar ısırabilmek için.
Bırakma kendini.
O gözler bir daha öyle bakmaz çünkü.
Kendi bir daha isteyene kadar.
O da sadece yeniden soyunurken görmek için seni, o kadar.
O zamana kadar senin işin toplamak kendini.
Böyle işte.
Çözül ve sar kendini, yeniden çözül ve yeniden sar sonra.
İnsanı öyle fena yapar.
Hiç bitmesin istersin.
...
Aslında paramparça.Cam kırığı dolu içi.
Bazen kaleydoskop gibi görünmesi ondan.
Bak bak doyma.
Ama o renkli resimleri yaratan, birbirine çarpa çarpa, canları yana yana bölünen cam kırıkları.
Her kırılmada oda kanar.
Kanayan bir kaleydoskop aslına bakarsan.
Çünkü ne zaman cam parçaları çarpsa birbirine, canı sıyrılır onunda.
Fakat niye bilinmez, her seferinde sanki hiç bir şey olmamış gibi camdan dünyalar kurar kendine.
Sanki hiç kırılmayacak gibi yeniden.
.
.
.
                                                             Ece TEMELKURAN

19 Kasım 2013 Salı

                                                              Charles BUKOWSKI
                                                                        (PULP)

İnsan ölmek için dünyaya geliyordu.Bunun anlamı neydi?
Hayatımız oraya buraya takılarak ve bekleyerek geçiyordu.
Bizi bir yerlere götürecek treni bekleyerek.
Sıcak bir otel odasında koca göğüslü bir kadını bekleyerek.
Farelerin şarkı söylemesini bekleyerek.
Yılanların kanatlanıp uçmasını bekleyerek.
Oraya buraya takılarak.
.
.
.
Hayat ne kadar boktandı.
Ayakta durabilmek için bile korkunç bir mücadele vermen gerekiyordu.
İnsanlar mücadele etmek ve ölmek için doğuyorlardı.
.
.
.
Odadaki herkes bekleşip duruyorduk.
Bu psikolog olacak ada, beklemenin insanları delirten bir şey olduğunu bilmiyor muydu?
Aslına bakarsan bütün insanların hayatı beklemekle geçiyordu.
İstedikleri bir şeyin gerçekleşmesini ya da bir gün geberip gitmeyi bekliyorlardı.
Markette tuvalet kağıdı almak için kuyrukta bekliyorlardı.
Bankadan para çekmek için kuyrukta bekliyorlardı.
Ve eğer paraları yoksa, daha uzun kuyruklarda beklemeleri gerekiyordu.
Önce uykunun gelmesi için, sonrada uyanmak için bekliyordun.
Önce evlenmek için, sonrada boşanabilmek için bekliyordun.
Önce yağmur yağması için, sonrada yağmurun durması için bekliyordun.
Yemek yemek için bekliyordun, sonra tekrar yemek için yeniden bekliyordun.
Bazende bir sürü delinin arasında 'Acaba bende mi onlardan biriyim?'
 diye merak ederek bir psikologun muayenehanesinde bekliyordun.