21 Kasım 2013 Perşembe

                                                                  MUZ SESLERİ
...
Esmer, zayıfça, sıcak ve kıvırcık.Baksan bir şeye benzetemezsin.
Ta ki sana bakacak.
Gözünün içine.
Seni çok seviyormuş gibi, kimsenin sevmediği gibi.
Hep seni beklemiş gibi, her şeyi anlatacakmış gibi, her şeyini verecekmiş gibi,
 sonrası yokmuş gibi, 
umurunda değilmiş gibi, dertli dertli bakacak sana...
'İçimde böyle bir yer  mi varmış?' dersin, oralarına kadar değer.
Çözülmeni bekler.
Görmek için nasıl soyunduğunu.
Koltuk altlarına kadar sevmek için seni.Oralarına kadar ısırabilmek için.
Bırakma kendini.
O gözler bir daha öyle bakmaz çünkü.
Kendi bir daha isteyene kadar.
O da sadece yeniden soyunurken görmek için seni, o kadar.
O zamana kadar senin işin toplamak kendini.
Böyle işte.
Çözül ve sar kendini, yeniden çözül ve yeniden sar sonra.
İnsanı öyle fena yapar.
Hiç bitmesin istersin.
...
Aslında paramparça.Cam kırığı dolu içi.
Bazen kaleydoskop gibi görünmesi ondan.
Bak bak doyma.
Ama o renkli resimleri yaratan, birbirine çarpa çarpa, canları yana yana bölünen cam kırıkları.
Her kırılmada oda kanar.
Kanayan bir kaleydoskop aslına bakarsan.
Çünkü ne zaman cam parçaları çarpsa birbirine, canı sıyrılır onunda.
Fakat niye bilinmez, her seferinde sanki hiç bir şey olmamış gibi camdan dünyalar kurar kendine.
Sanki hiç kırılmayacak gibi yeniden.
.
.
.
                                                             Ece TEMELKURAN

1 yorum: